18 Ocak 2018 Perşembe

ayete göre dinimiz

DİNİN KAYNAĞINI BELİRLEMEK
Kuran’ın, dinin tek kaynağı olduğu gösterildikten sonra din adına yöneltilen soruların cevapları, delilleri Kuran’dan aranmalıdır. Örneğin biri bize haremlik-selamlık şeklinde kadınların erkeklerle ayrışması dini bir farz mıdır diye sorarsa, Kuran’ı okuyup inceleyeceğiz ve böyle bir yasağı bulamadığımızdan dolayı dinde böyle bir yasağın olmadığını söyleyeceğiz. Oysa gelenekle dini karıştıranlar, dini Kuran’dan değil, ilmihal kitaplarından, şeyhlerinden ve uydurmalarla dolu hadis kitaplarından öğrenmektedirler. Kuran’ın dışındaki bu kaynaklara göre ise haremlik-selamlık uygulaması dinin bir şartıdır, farzdır. (Sırf Kuran’dan dini anlamanın örnekleri için bakınız: 35, 37, 38. bölümler.) Sonuçta şu temel soru karşımıza çıkmaktadır: “Kuran, dinin kaynağı olarak yeterli midir?”
Öncelikle dikkat etmemiz gerekli husus, Kuran’ın, dinin tek kaynağı olduğunu ve din adına her şeyi açıkladığının, Kuran’da birçok farklı ifadeyle belirtilmiş olduğudur. Oysa karşıt görüşte olanlara göre, Kuran’ın yanında hadisler, mezhep yorumları, içtihatlar, icmalar ve kıyaslar olmazsa din eksik olur. Bunlardan Kuran ve hadis kitapları temel kaynak olarak alınır. Biz, bu kitapta, “hadis” diye adlandırılan sözlerin, Kuran’ın yanında dinin ikinci bir kaynağı olamayacakları gibi güvenilir de olmadıklarını göstermeye ağırlık vereceğiz. Çünkü hadislerin bile Kuran’ın yanında Kuran’a ilaveler veya eksiltmeler yapan ikinci bir kaynak olamayacağını gösterirsek, diğerleri, doğal olarak devre dışı kalacaktır. Kuran, mezhepçi yorumlara göre yetersizdir. Aslında Kuran’ın yeterliliğini ispat etmeye sadece kitabın bu bölümünde Kuran’dan alıntı yaptığımız ayetler bile yeterlidir. Kuran’ın yeterli olduğunu, her şeyi açıkladığını ve gerekli teferruatları verdiğini, en başta Kuran’ın kendisi söylemektedir. Kuran dışında diğer kaynaklara ihtiyaç olduğunu söyleyerek Kuran’ı yetersiz ilan etmek, en başta Kuran’ın bu ayetleriyle çelişmektir. Fakat “Sırf bu ayetler bile delil olarak yeterlidir” deyip geçmeden, Kuran’ın din konusundaki otoritesine ortak edilen hadislerin önemli bir bölümünün nasıl çelişkili, mantıksız ve Peygamber’e iftira olduklarını da örnekleyerek, Kuran dışındaki dini arayışların hatasını her yönden göstereceğiz.
Resim: Kuran Dışı Kaynak Arama Hatası

KURAN’I YETERSİZ GÖRENLER

Hiç şüphesiz biz Kuran’dan ne kadar çok delil getirirsek getirelim yine de Kuran’ı yeterli görmeyerek falanca mezhepten, filanca tarikattan olduklarını söyleyerek görüşlerimize karşı çıkanlar olacaktır. Hadisçiler hadis kitapları bilinmeden, fıkıhçılar fıkıh kitapları olmadan, tefsirciler bol hadisli tefsirler okunmadan İslam anlaşılamaz, halk dini yaşayamaz demeye devam edeceklerdir. Bu tarz yaklaşımlar sergileyenlere şu sorular sorulmalıdır: Din tüm insanların anlaması için mi yoksa sadece üç dört kişinin anlaması için mi indirildi? Peygamberimizin mezhebi var mıydı? Dört halifenin mezhebi neydi? Kuran’da Hanefilik, Şafilik, Alevilik, Şiilik, Vahhabilik şeklinde mezhepler mi var, yoksa tek bir dinden mi bahsediliyor? Kuran dinin rehberi diye kendinden mi bahsediyor, yoksa Buhari’den, Müslim’den, On İki İmam’ın eserlerinden, ilmihallerden, Muvatta’dan mı bahsediyor? Kuran ayetlerini inceleyip, bu soruların cevabını bulalım ve Kuran’ın dinin tek kaynağı olarak yeterli olup olmadığını yine Kuran’dan hareketle tespit edelim:

Biz bu kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik.
16Nahl Suresi 89
Görüldüğü gibi ayette, Kuran’ın her şeyi açıkladığı, bizi doğruya ilettiği söylenmektedir. Kuran dinle ilgili her şeyi açıklıyorsa Buhari ve Müslim diye kaynaklara, ilmihal kitaplarına ne gerek var? Allah dinle ilgili her şeyi Kuran’da açıkladığını söylerken niye hâlâ Hanbeli, Şafi, Hanefi, Caferi, Maliki diye mezhepleri dini kimliğimizin bir parçası olarak kabul ediyoruz? Neden Allah Kuran’da bize Müslüman (İslam olan) diye isim takmışken Sünni, Şii, Hanefi, Şafi diye isimleri kullanıp, Allah’ın bize verdiği ismi yetersiz görüyoruz?

HÜKÜM YALNIZ ALLAH’INDIR
Hüküm yalnız Allah’ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar.
12– Yusuf Suresi 40

26– Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.
27– Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur.
18-Kehf Suresi 26,27

Hüküm Allah’tan başkasına bırakılırsa, dosdoğru dinden sapılmış olunur. Mezhep içtihatlarıyla veya hadislere dayandırılarak verilen hükümler Allah’ın hükmü değildir. Mezhepleri dine eşitlemek, Allah’ın hüküm koyucu yetkisini başkasına vermek demektir. Oysa Kuran ayetlerinden açık bir şekilde görüldüğü gibi Allah’ın hüküm konusunda hiçbir ortağı yoktur. Kişilerin şahsi hükümleri din olamaz. Kehf suresi 27. ayetten, Allah’ın hükmüne uymanın ancak Allah’ın vahyine uymakla yerine getirilebileceğini anlarız. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek kimse yoktur, ama mezhepler nasih mensuhla (25. bölümde bu konu işlenecek), uydurma hadislerle, mezhep görüşleriyle Allah’ın hükümlerini değiştirmeye yeltenmişlerdir. (Bunu, bu niyetle yapmamış olsalar da sonuç budur.) Allah’ın hükümleri Allah’ın vahyi olan Kuran’dadır. Zaten Allah’ın sözü olduğu iddia edilebilecek başka bir kaynak yoktur ki bu kaynağın Allah’ın hükmünü kapsadığı iddia edilebilsin. Hükmün yalnız Allah’ın olması (12 Yusuf Suresi 40) ve Allah’ın hükmüne kimsenin ortak kılınmaması (18 Kehf Suresi 26) için Allah’ın hükümlerinin hepsini içeren Kuran’ı, dinin tek kaynağı yapmak zorundayız. Eğer Allah’ın hükmünü içermeyen ve O’nun tarafından gönderilmemiş olan kitapları, dini hüküm kaynağı yapıyorsak (ister mezhep ilmihali, ister hadis kitabı olsun); Allah’ın kitabı Kuran’la çeliştiğimizi bilmeliyiz. Bu kitapların Buhari, Müslim, Ebu Davud gibi adlarla anılmaları ve mezheplerin Hanefi, Şafi, Caferi gibi adları; bu kitap ve mezheplerdeki hükümlerin sahiplerinin Allah değil, bu şahıslar olduklarını daha baştan adlarıyla ortaya koymaktadır.
Allah’a çağıran, yararlı işler yapan ve ben Müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel söz söyleyen kim vardır?
41Fussilet Suresi 33

Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur.
6Enam Suresi 115

Allah’ın dini, Kuran’ın indirilmesinin bitişiyle Peygamberimiz hayattayken tamamlanmıştır. Kuran yazdırılmış, ezberlenmiş ve başı sonu belli bir kaynak olarak rehberimiz olmuştur. Peygamber döneminde yazılması yasak olan hadisleri, sonradan toplayan kitaplar; Peygamber’in vefatından yüz-ikiyüz yıl sonra ortaya çıkmaya başlamıştır. Kuran ayetlerine göre Allah’ın sözleri değiştirilemez bir şekilde tamamken, her nedense insanlar bununla yetinmeyip yeni sözler aramışlardır. Bu zihniyete göre İmam Şafi’nin içtihatları, On iki İmam’ın fetvaları veya Hanefi imamların izahları ile din tamamlanabilir. Bu anlayıştaki kişilere göre din, daha evvel tamam değildir ki bu şahısların yorum, içtihat ve izahları insanlara gereklidir. Ayrıca geleneksel İslam’ın savunucuları, bununla da yetinmeyip; nasih-mensuh anlayışına dayalı izahları sonucunda, hadislerle bazı Kuran’ın ayetlerinin hükümlerini iptal edip, yerine kendi izahlarını ve hadisleri koymuşlardır (Bakınız: 25. ve 26. bölümler). Böylece Allah’ın sözlerini değiştirebilecek hiç kimse olmadığıyla ilgili olan Kuran ayetleriyle çelişmişlerdir.

KURAN HER DETAYI İÇERİR

Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?
6Enam Suresi 114

Kuran, bazılarının zannettiği gibi ana konulara değinerek, yan konular için bizi başka kitaplara, şeyhlere, ilmihallere, ya da ünlü hadis kitaplarına havale etmiyor. Kendisinin detaylandırılmış olduğunu söylüyor. Eğer bir yasağı, detayı, ibadeti Kuran’da bulamazsak, bu; o yasağın, detayın, ibadetin dinimizin bir parçası olmadığı anlamına gelir. Örneğin ipek giymek veya midye, karides yemek ile ilgili Kuran’da bir ifade olmaması; ipeğin giyilebileceğini, midye ve karidesin yenilebileceğini gösterir. Kuran’da bir fiilin yapılmamasına dair izah aramak gerekir, yapılması gerektiğine dair izaha gerek yoktur. Örneğin ipeğin giyilmesinin yasak olduğuna dair izahın bulunamaması yeterlidir. Ayrıca ipek giyilebilir manasında bir ayete gerek yoktur. Bu basit mantığı şu ayette de gözlemleyebiliriz.

Ey iman sahipleri, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. Allah Bağışlayandır, Merhametlidir.
5-Maide Suresi 101

Allah kullarına güçlük çıkarmak istemediği için birçok konuda açıklama yapmamıştır. Eğer açıklama yapsaydı, o konularda da üzerimizde sorumluluk olacaktı. Allah birçok ayette dinin kolay olduğunu, insanlara güçlük çıkarmak istemediğini söylemektedir. Oysa hadis uydurucuları ve mezhepçiler; sanki unutulmuş gibi Allah’ın açıklama getirmediği konuları kendilerine göre açıklayarak ve bu açıklamaları da Peygamberimiz üzerinden kutsallaştırmaya çalışarak, din adına zorluklar üretmişlerdir. Dinin yasakladığı her şey kötüdür, ama din her zararlı fiili yasaklamak zorunda değildir, belirli alanlardaki seçimler insanın özgür iradesine bırakılmıştır. Dinin açıkladığı hususları yerine getirmek bir sorumluluktur. Bu yüzden, dinde açıklanmayan hususların, Allah’ın bize verdiği özgürlük alanları olduğunu anlamalı ve acilen dine yapılan ilaveleri Kuran’ın fırçasıyla temizlemeliyiz. (Geniş bilgi için 39. bölümü okuyunuz.)

ALLAH UNUTMAZ
Rabbin asla unutkan değildir.
19Meryem Suresi 64

Rabbimiz Allah, her şeyi bilir ve bu, bizim din adına tüm ihtiyaçlarımızı bildiği anlamına gelmektedir. Allah’ın açıklamadığı konular; haşa unutkanlığından değil, bizi o konularda özgür bırakmak istemesinden kaynaklanır. Allah’ın açıklamadığı konuları açıklayarak dine yeni ilaveler, yeni detaylar getirenler yukarıdaki ayeti görmezlikten gelip, Allah’ın indirdiğinin kendilerince eksiğini mi kapıyorlar? Örneğin Allah kadına “Şuradan şuraya kadar örtüneceksin” şeklinde bir üniforma ve peçe gibi kıyafetler tarif etmemişken, bu üniformayı Allah adına tarif etmiş olanlar ne yapmak istediler? Niye Allah’ın kitabı Kuran’ın dışında kendi görüşlerini dine soktular? Bu soruların niyesi belki tartışılır ama Kuran’da olmayan izahların dinde de olmadığı; bu örnekte görüldüğü gibi kadına bir üniforma biçmenin Allah’a, Kuran’a, dine ilaveler yapmak olduğu tartışılamaz. (Bakınız 17 ve 18. bölümler)
Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?
29Ankebut Suresi 51

Ne yapıp edip, gerektiğinde ayetleri çekiştirip, içinde binlerce uydurma olan hadisleri ve dine ilave bir sürü yorumu/içtihadı uyduran mezhep imamlarının görüşlerini din diye yutturmak isteyenlere, Kuran yetmiyor. Çünkü Kuran, kadını gelenekçilerin istediği gibi kapatmıyor, haremlik-selamlık yapmıyor, sanata ve heykele yasak getirmiyor, sarığın, sakalın ve cübbenin veya diğer Arap geleneklerinin dini bir yönü olduğunu söylemiyor. Bu yüzden, geleneksel inançlarını dinsel temellendirmeyle savunmak isteyen birçok kişi, Kuran’ın anlattığı gibi Müslüman olmaktansa Hanefi, Şafi, ya da Şii olmayı tercih ediyor. Çünkü Kuran’da olmayan bu yasaklara, bu gelenek dinselleştirmeciliğine; bu mezhepler geçit veriyor. Kişiler Kuran’ı açıp dini öğreneceklerine; Kuran dışı pek çok kaynak ve söylemin etkisiyle kafalarında bir din oluşturup sonra bu dini Kuran’da arıyorlar; bu dini Kuran’da bulamayınca ise “Bak, Kuran eksikmiş” diyorlar!

EKSİKSİZ KİTAP
Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.
6Enam Suresi 38

Allah, Kitap’ta eksik olmadığını söylerken; Kuran’ı daha çok ölülerin arkasından okunan bir kitap gibi kullanıp, Kuran’ın manasından çok musikisine önem verenler, ne yazık ki bu ayetlerin manasını anlayamıyorlar. Kuran yerine ilmihal kitabını, mana yerine musikiyi, canlılar yerine ölüleri, Kuran’da anlatıldığı şekliyle İslam yerine mezheplerin İslamı’nı ön plana alanlar; Kuran’ı, manayı ve canlıları ön plana almadıkça, apaçık olan bu ayetlerin manalarını da anlamaları pek mümkün gözükmemektedir.

154– Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
155– Hiç mi öğüt almıyorsunuz?
156– Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?
157– Şayet doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin.
37Saffat Suresi 154-157

36– Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
37– Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var?
38– İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu.
68-Kalem Suresi 36,37

Sen de aralarında, Allah’ ın indirdiğiyle hükmet.
5-Maide Suresi 49

Ayetlerden, dini hükümlerin Allah tarafından indirilmiş olan Kitab’a dayanması gerektiğini görüyoruz. Allah’ın indirdiği Kitab’a dayanmayan hükümler, dinen temelsizdir. Eğer Peygamber’in olduğu iddia edilen bir söz veya davranış, Kuran’a ilave yapılan bir hükme delil gösteriliyorsa; o hadis ya Peygamber’e iftiradır, ya da Peygamber’in şahsi tercihi veya tarihin belli bir dönemiyle sınırlı-tarihsel-olan, dinen hüküm ifade etmeyen bir mesele dinselleştirilmiştir. Maide Suresi 49. ayetten anlaşıldığı üzere Peygamber sadece Kuran’la hüküm vermiştir ve sonuç olarak Kuran’da tüm dini hükümler bulunmaktadır. Bir tek Kuran’ı dinin kaynağı olarak esas alırsak başka bir kaynağa, otoriteye ihtiyaç duymadan dinimizi doğru bir şekilde öğrenebiliriz. (Allah’la beraber Peygamberlerine itaat konusunu 27. bölümde ele alacağız.)

O yalnızca bir öğüt ve Mübin (apaçık) bir Kuran’dır.
36Yasin Suresi 69

Ayetten de görüldüğü gibi Kuran’ın sıfatlarından biri olan Mübin, “beyan” kökünden olup; “apaçık, açık açık gösteren” manalarına gelmektedir. Aynı ifadeye 27-Neml 1, 28-Kasas 2, 26-Şuara 2 gibi ayetlerde de rastlarız. Kuran’ın apaçık olduğunu ifade eden bu ayetler, Kuran’ın tek başına anlaşılamaz olduğunu, ancak hadislerle veya mezhep imamlarıyla Kuran’ı anlayabileceğimizi söyleyenlere cevap vermektedir. 27-Neml Suresi 79. ayette ise Peygamberimiz’e “Sen mübin gerçek üzerindesin.” denilmektedir. Peygamberimiz’in insanlığa tanıttığı dinin açıklayıcısı Kuran’dır. Bu yüzden Peygamberimiz’e izafe edilen dini hüküm ifade eden her şey, ancak Kuran’dan onay aldığı takdirde geçerlidir. Mübin olan Kuran; hem dini, hem Peygamber’i tanımamızda tek başına yeterlidir.
Resim : Kur’an Dini Tanımak İçin Yeterlidir

KURAN’A UYAN PEYGAMBER’E DE UYMUŞ OLUR
De ki “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.”
21Enbiya Suresi 45

Böylece biz seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete, sana vahyettiklerimizi okuman için gönderdik.
13-Rad Suresi 30

Bu Kuran, bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu.
6Enam Suresi 19

Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda bizimle karşılaşmayı ummayanlar derler ki: “Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” De ki: “Benim onu kendiliğimden değiştirmem asla mümkün değildir. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum. Eğer Rabbime isyan edersem büyük günün azabından korkarım.”
10Yunus Suresi 15

Ayetlerden de görüldüğü gibi, Peygamber’in açıkladığı ve uyduğu vahiy Kuran’dır. İnanmayanların reddettiği, değiştirilmesini istedikleri de yine Kuran’dır. Peygamber’in vazifesi kendisine vahiy olarak gelen Kuran’ı insanlara tebliğ etmektir. Peygamber’e uymak; Kuran’a uymak, Kuran’ın sistemine göre inanmak, hareket etmek ve yaşamaktır. Peygamber’imiz Kuran’da en çok “resul” kelimesiyle tanıtılır. “Resul” Türkçe’deki “elçi” kelimesinin karşılığıdır ki Allah, bu kelimeyle, Peygamberimiz’in vazifesi olan İlahi mesajın insanlara iletilmesini vurgular. Ayetlerden gördüğümüz gibi bu mesaj Kuran’dır. Başka hiçbir kaynağa, hiçbir kitaba gönderme yapılmamaktadır. Allah, Kuran dışında başka uyulması gereken vahiyler, kaynaklar olsaydı; onları da belirtir, onlara da uymamızı isterdi. Oysa bugünkü manzaraya baktığımızda yüzlerce cilt hadis ve fıkıh kitabının dinin kaynağı sayılarak Kuran’a eş koşulduğunu görüyoruz. Böylece Kuran’ın, din konusundaki otoritesi ve kaynaklığı % 100 iken, Kuran birçok kaynağın arasındaki bir kaynağa indirgenmiş ve dolayısıyla dinin kaynağının belirlenmesi hususunda içinden çıkılmaz bir batağa saplanılmıştır. Öyle ki Kuran’ın, oluşturulan bu yeni yapıda hacim olarak payı % 1’in bile altındadır. Gördüğümüz tüm bu ayetler, Kuran’ın değerini düşüren ve yalan sözler (“hadis” başlığı altında) atfetmek suretiyle Peygamber’e iftira eden anlayışa karşı çıkar.

KURAN KARANLIKLARDAN AYDINLIĞA ÇIKARIR
4– Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5– Aziz ve Rahim’in indirdiği üzerindesin.
36Yasin Suresi 4,5

Bu bir kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura (aydınlığa), O övgüye layık, Aziz olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.
14İbrahim Suresi 1
Resim : Kuran Karanlıktan Aydınlığa Çıkarır
Bu kitap (Kuran) insanları karanlıktan aydınlığa çıkarır. Allah’ın indirdiği (Kuran) üzerinde olan, dosdoğru yol üzerinde olur. Kuran’a uyanlar bu ayetler gibi birçok ayetten güç ve destek alırlar. Peki Fetava-i Hindiyelere uyanlar, Tirmizi, Muvatta, Buhari, Müslim gibi kitaplara uyanlar ve bunları Kuran gibi dinin kaynağı gösterenler; böylece Kuran’ın dindeki tekelini, bilerek veya bilmeyerek bozma girişiminde bulunanlar, güç ve desteklerini nereden almaktadırlar? Kuran, Peygamber döneminde yazıldı, ezberlendi. İçinde hiçbir çelişki ve mantığa aykırılık yoktur. Diğer hiçbir kaynak, Peygamber hayattayken yazılmamıştır. Üstelik ileride hadisleri ve mezhepleri inceleyen bölümlerde göreceğimiz gibi bu izahlar Kuran’la, kendi aralarında ve mantıkla çelişmektedirler. Nerede çağın ve aklın çok önünde olan Kuran, nerede akılla çelişen birçok izahı barındıran, İslam’dan insanları kaçıran uydurma hadisler ve mezhepler? (4. Bölümden 12. Bölüme kadar Kuran’a eş koşulan izahları inceleyip, bunların dinin kaynağı olmaya lâyık olmadıklarını göstereceğiz.)

YAHUDİLERDE VE HIRİSTİYANLARDA DA AYNI TİP DEJENERASYONLAR VAR

İçinde Allah’ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarındayken, nasıl oluyor da senin hakemliğine başvuruyorlar.
5-Maide Suresi 43
İncil bağlıları Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsinler. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler sapkınların ta kendileridir.
5-Maide Suresi 47

Allah evvelki din sahiplerine de Peygamberleri aracılığıyla kitaplar ve sayfalar indirmiş ve bunlara uymalarını söylemiştir. Yahudiler -Kuran gibi- detaylı ve her şeyi açıklayan Tevrat’ı aldılar. Ancak Allah’ın sözleriyle yetinmediler. Bakara Suresi 67. ile 71. ayetler arasında gördüğümüz Yahudilerin teferruatsever yaklaşımları, Hz. Musa’nın vefatından sonra da devam etti. Bu tavırları sonucu Mişna (Söz, Hadis) ve Gamara (Pratik, Sünnet) denilen dini kaynaklar ürettiler. Görüldüğü gibi “hadis” ve “sünnet” adı altında kutsala atıflarla dini teferruata boğma, bir tek bizim dinimize özgü değildir. Kuran, Hıristiyanların Hz. İsa’yı ve din adamlarını Rabler edindiğini söyler ve dine ilave olarak uydurdukları ruhbanlığa sonradan kendilerinin de uyamadıklarına dikkat çeker. Kuran’da tüm bu kıssalar bize öğüt almamız için açıklanmıştır. Oysa kendini dinde otorite ilan eden bazıları aynı hatalara düşmekten sakınacaklarına “Bu Hıristiyan ve Musevilere olmuş, bize olmaz” diyerek benzer hataları tekrarlamışlardır. Acaba bunların Kuran’dan bir delilleri var mı? Tabi ki yok. Zaten delil yerine sanı ile konuşmaya meraklı bu “otoriteler”in, delile ihtiyacı yoktur. Çünkü kendilerini ve evvelki benzer “otoriteleri” zaten delil kabul etmektedirler. Bunlar kelle saymaya çok meraklıdır. Söz konusu kişilerin çoğu “Bu kadar insan böyle diyor, siz onlardan daha mı akıllısınız?” izahıyla geleneklere ve kelle sayısının çokluğuna güvenirler. Hıristiyanların çoğu “Hz. İsa Allah’ın oğlu” derken, bunun bir mecaz olduğunu, Allah’ın oğlu olamayacağını, Hz. İsa’nın sadece Allah’ın sevgili bir kulu ve Peygamberi olduğunu söyleyen Hıristiyanlar da vardır. Peki bu azınlık Hıristiyanlar mı, yoksa Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu iddia eden Katolik ve Ortodoks din adamlarını Rabler edinmiş bu çoğunluk mu haklıdır? Üstelik Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu iddia edenlerin sayısı, geleneksel İslam’ı savunanlardan çok daha fazladır. Hıristiyan çoğunluk: “Bakın ne kadar çok kişi Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu kabul ediyor. Bizim azizlerimiz, evliyalarımız çok fedakâr, çok büyük adamlarmış. Onlar böyle diyerek yanılıyor da, siz üç beş adam bizim azizlerimizden, mürşitlerimizden, papazlarımızdan daha mı iyi biliyorsunuz?” deseler, geleneksel İslam anlayışını savunan ve çoğunluğun görüşünü yeterli bir delil kabul edenler nasıl bir cevap verebilir acaba? Geleneksel İslam’ı savunanların izah tarzıyla bunların tıpatıp aynı olması hiç de şaşırtıcı değildir. Çoğunluğa uymanın saptırmaya yol açabileceğini belirten Kuran ayetleri ve Hıristiyan çoğunluğun çizdiği bu manzara; umarız kelle sayıcıları ve Kurani delil yerine “evliya”ya güvenenler için yeterlidir. (Hz. Ömer’in, hadisleri “ümmetimin Mişna’sıdır” diyerek yakması konusunda 11. bölüme, Hıristiyan ve Musevilerle ilgili konular için 29. bölüme, kelle sayma meraklılarına cevap için 33. bölüme bakabilirsiniz.)

KURAN’IN AÇIK VE DETAYLI AÇIKLAMALARI
Andolsun ki size açıklayıcı/açık delil (beyyine) ayetler, sizden önce gelip geçenlerden örnekler ve korunup, sakınanlar için de bir öğüt indirdik.
24Nur Suresi 34
... Ta ki ölen açık delil (beyyine) üzerine ölsün, yaşayan da açık delil (beyyine) üzerine yaşasın.
8-Enfal Suresi 42

Kuran’a göre insan, “beyyine” (açık delil) üzere olmalıdır. Yani geleneklerden hareketle, “Böyle gördük, biz de böyle yapıyoruz” mantığıyla yapılan uygulamalar, kelle sayımı ile gerçeği bulmalar Kuran’ın anlattığı İslam ile bağdaşmaz. Kuran’a göre, Kuran’ın kendisi “beyyine”dir (açık delildir). Bu yüzden ancak Kuran’ı dinin tek kaynağı yapanlar açık delile uymuş olurlar.

Bunları Kuran’da türlü türlü şekillerde (sarf) açıkladık ki öğüt alıp hatırlasınlar. Fakat bu sadece kaçışlarını artırıyor.
17İsra Suresi 41
Andolsun bu Kuran’da her örnekten insanlar için türlü türlü açıklamalarda (sarrafna) bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler.
17İsra Suresi 89
Bak iyice kavramaları için ayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz (nusarriful).
6Enam Suresi 65
Bilgiyle uzun uzadıya, etraflıca açıkladığımız (fassalna), inanan bir toplum için doğruya iletici ve rahmet olan bir kitabı onlara getirdik.
7Araf Suresi 52
Bu bir kitaptır ki, Hakim ve Her şeyden Haberdar olan, ayetlerini hüküm ifade edici (muhkem) kılmış ve sonra detaylandınp (fussilet) açıklamıştır.
11Hud Suresi 1

KURAN’IN AÇIKLAMADIKLARI DİN DIŞI ALANDIR

Yukarıdaki ayetlerden Kuran’ın detaylı, etraflıca, türlü türlü şekillerde dini konularda gerekli olan tüm açıklamaları yaptığını; Kuran’ın kendisinin söylediğini görüyoruz. “Kuran başka kitaplara gönderme yapar, Kuran ana kitaptır, detayları başka kitaplardan öğreniriz” demek; tüm bu ayetlere karşı çıkmak, bu ayetleri yok saymak demektir. Aynı şekilde “Kuran’dan dini anlayamayız” tipi izahlar da Kuran ile çelişir. Kuran’ın izahlarına göre iman edenler, dinlerini Kuran’dan öğrenirler. Kuran’ı incelediğimizde gerekli tüm teferruatların Kuran’da yer aldığını görürüz. Örneğin Kuran, zorda kalıp başka yiyecek bir şey bulamayanların; aşırıya gitmemek kaydıyla, normalde haram olan leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanları yiyebileceği gibi detayları bile içermektedir.
Hacla ilgili anlatılan bir hususta; başında hastalık olduğu için saçını kısaltanların ne yapması gerektiği de Kuran’da geçer. Anne, kız kardeş veya teyze ile evlenmenin haram olduğu da Kuran’da vardır. Sadece Peygamberimiz’e farz olan gece ibadeti de Kuran’da geçer. Ebu Leheb’in Müslüman olmayacağı, Rumların yakın zamanda savaşı kazanacakları tipinde ancak Peygamberimiz döneminde gözlenebilecek olaylara da Kuran değinir. Yukarıdaki örnekler ve daha birçok örnek, Kuran’ın tüm teferruatları verdiğinin delilidir. Kaç kişi Kuran’da haram edilen domuz, leş gibi yiyecekler dışında başka hiçbir helal gıda bulamayacak kadar zor durumda kalıp, bunları yemek zorunda kalacaktır? Hastalığı yüzünden saçını kısaltacak olan kişi sayısı binde bir bile değildir. Yani her bin kişiden birinin hayatta bir kere rastlaması ihtimali bile zor olacak bir detay Kuran’da vardır. Anne, kız kardeş veya teyze ile evlenmeye kalkmanın çirkin olduğu aşağı yukarı herkesin bildiği, on binde bir insanın bile kalkışmayacağı bir iğrençliktir. Kuran’da, “Zaten hiç kimse annesiyle evlenmeye kalkmaz” denmemiş, bu da açıklanmıştır.
Yahudilere Cumartesi yasağı gibi yasakların da koyulduğunu belirten Kuran, hiç mümkün müdür ki inananlarına tüm yasakları belirtmesin? Hiç mümkün müdür ki saçını hastalıktan dolayı kısaltan adama yol göstersin de, kıyafet ve diğer hususlarda bir yasak varsa bunu kadınlara açıklamasın? Hiç mümkün müdür ki zorda kalana yukarıda belirttiğimiz izni açıklasın da midye, karides diye bir yasak varsa bunun açıklamasını başka kaynaklara bıraksın? Hiç mümkün müdür ki Peygamber’e özel farz ibadet açıklansın da tüm Müslümanlara farz olan tüm ibadetler Kuran’da yer almasın?
Allah tarafından gönderilen bir Kitab’a sahip olmamıza rağmen onun din adına tüm bilgileri içermediğini iddia edenler var. Allah’tan gelenin, insanların yazacağı kitaplardaki açıklamalarla, tefsirlerle tamamlandığı hiç düşünülebilir mi? Eğer din adına Kuran’ın mevcut hacminden fazla bilgilere ihtiyacımız olsaydı, Allah, Kuran’ı 2-3 kat daha kalın yapabilirdi. Böylece bizi, yine başka kaynaklara muhtaç etmezdi. Kuran, eğer dini açıklama hususunda yetersizse niye indirildi? Allah dinin sadece bir kısmını açıkladı da, diğer kısmı için başkalarına -kendilerinden Kuran’da hiç bahsedilmeyen insanlara- mı muhtaç kaldık?

Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa ve deniz de arkasından yedi deniz daha katılarak kullanılsa; yine de Allah’ın kelimeleri tükenmez. Allah üstündür, bilgedir.
31Lokman Suresi 27
KURANIN ANLAŞILMASI İÇİN TEFSİR, HADİS, İLMİHAL GİBİ KAYNAKLARA İHTİYAÇ YOKTUR
32– Kafirler dediler ki “Kuran ona toptan, bir defada indirilseydi ya.” Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça düzenleyip okuduk.
33– Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, biz sana gerçeği ve en güzel yorumu (ahsena tefsir) getirmiş olmayalım.
25-Furkan Suresi 32,33

Görüldüğü gibi kafirler hep Kuran ile uyarılmışlardır, bu yüzden kafirler itirazlarını da hep Kuran’a karşı yapmışlardır. Yapılması gereken tefsirler/ yorumlar da yine Kuran’ın içindedir. “En güzel yorum” ifadesinin Arapçası “ahsena tefsir”dir ve “tefsir” kelimesinin Kuran’da geçtiği tek yer yukarıda alıntıladığımız ayettir. Böylece Allah, Kuran’ın tefsirinin en güzel şekilde yine Kuran’la yapılacağının dersini vermektedir. Oysa “Kuran tefsiri” diye satılan kitaplarda, Kuran’a eş koşulan birçok hadis geçmekte ve bunlar Kuran’ın ihtiva etmediği anlamları ve hükümleri dine ilave etmekte kullanılmaktadır. Kuran en güzel yorumu içerirken, ayrıca başka yorum kitapları (tefsir kitapları), Kuran-üstü bir konumda dinin kaynağı olamaz. Dinimiz tefsir kitapları olmadan da tastamamdır. Daha evvel belirttiğimiz sarf (türlü şekillerde açıklama), fussilet (detaylandırma) tipi kelimelerin Kuran için kullanılması da; Kuran’ın hiçbir hadis kitabına, mezhep kitabına, tefsir kitabına ihtiyaç duymaksızın her detayı içerdiğini göstermektedir. Kuran üzerine düşünceleri ihtiva eden çeşitli tefsir kitapları elbette olabilir, fakat sorun, “tefsir” adı altında, Kuran’da yer almayan hükümlerin dine ilave edilmesindedir.
1– Rahman
2– Kuran’ı öğretti
55-Rahman Suresi 1,2
17– Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize düşer.
18– O halde Biz onu okuduğumuzda, sen de onun okunuşunu izle.
19– Sonra onu açıklamak da bize düşer.
75-Kıyamet Suresi 17-19

Allah Kuran’ın öğretilmesini de, açıklanmasını da üzerine almıştır. Kuran, kendi kendini açıklar. Birçok konu, Kuran’da birden fazla yerde ele alınmıştır. Kuran’ın bir ayetinde anlaşılması gerekli konu tamamlanmadıysa, başka bir ayetin ilave yapmasıyla, o ayeti açıklamasıyla konu anlaşılır. Hadis, tefsir, ilmihal kitapları olmadan da Kuran yeterli ve eksiksizdir. Bu kitaplardan, bu kaynakların gereğinden Kuran hiç bahsetmez. Ayetler, Kuran’ın kendisini açıkladığını ve kendi içinde en güzel yorumu (ahsena tefsir) ihtiva ettiğini söyler. Kuran’ın, kendini açıklamasına şu şekilde bir örnek verebiliriz: 1-Fatiha Suresi 4. ayet “Din gününün sahibidir O” şeklindedir. “Din günü”nün ne olduğunu anlamayan kişiler, Kuran boyunca ilgili ifadenin yer aldığı tüm ayetleri incelediklerinde bu sorunun cevabını bulacaklardır. Bu terimin 15-Hicr Suresi 35, 26-Şuara Suresi 82, 37-Saffat Suresi 20, 38-Sad Suresi 78 ve 83-Mutaffifin Suresi 11. ayet ve diğer geçişlerini inceleyenler; bu terimin, öldükten sonraki yeniden dirileceğimiz günü ifade ettiğini anlarlar. Bu örnekte olduğu gibi din adına anlamamız gereken tüm bilgi Kuran’ın içindedir. Kuran kendi kendini açıklar. Kuran’da yer alan bir hususun, hemen anlaşılmaması gibi bir durumda, Allah’ın anlayışımızı bu konularda da açmasını beklemek ve cevap bulma aceleciliğiyle, içinde uydurmaların dolu olduğu kaynaklara başvurmamak gerekir. Unutulmamalıdır ki esas olan, doğru cevabı bulmaktır; yanlış cevabı benimsemektense cevabı bilmediğini bilmek daha iyidir.

PEYGAMBERİMİZİN ŞİKAYETİ

Kuran’ı dinin merkezine koymalı ve Peygamberimiz’e uymanın, Kuran’a uymakla mümkün olacağını bilmeli; hem Peygamberimiz’i hem de dinimizi iftiralardan kurtarmalıyız. Peygamberimiz, Allah’ın huzurunda toplanıldığında ümmetinin bir bölümünden şöyle şikayetçi olacaktır:

Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran’ı devre dışı tuttular.
25– Furkan Suresi 30

Bu, Kuran’da geçen, ümmetinden Peygamberimiz’in yegâne şikayetidir. Gerçekten de Peygamberimiz’e uyduğunu söyleyen birçok kişinin sergilediği manzara budur: Kuran -sözde- el üstündedir, kutsaldır, fakat aslında Kuran; hayata uygulanmayan, dini tek başına belirlemeyen bir kitap olmuştur ve yüzlerce dini kitaptan birine çevrilmiştir. Kişiler dinlerini ilmihal kitaplarından öğrenmekte, Kuran ise anlaşılmak için değil, sadece seslendirilmek için okunmakta ve böylece devre dışı tutulmaktadır.
Buraya kadarki tüm bu ayetler ve açıklamalar; Kuran’ın dinin tek kaynağı olduğunu, bizzat Kuran’ın kendisinin açıkladığını göstermiştir. İlerideki bölümlerde, Kuran’ın dinin biricik kaynağı olduğuna dair burada belirtmediğimiz delilleri de göstereceğiz. Peygamberimiz’e iftira edilerek uydurulan hadisler başta olmak üzere, mezhepler, tarikatlar ve gelenekleri irdeleyerek; Kuran dışında dini kaynak kabul etmenin sonunun nasıl felaket olduğunu gözler önüne sereceğiz.

kuranda dinimiz

Kitabın ikinci bölümünde Kuran ayetlerinden hareketle Kuran’ın dini kaynak olarak yeterli olduğunu ve dini konularda Kuran’ın dışında başka bir kaynağa ihtiyaç olmadığını gördük. Bu bölümde hadislerin toplanışında kullanılan yöntemleri ve Peygamberimiz’in hadisleri yazdırmadığı gibi konuları irdeleyerek, neden Kuran dışında dinin ikinci bir kaynağı olamayacağını bir kez daha göreceğiz. Peygamberimiz’e iftira olarak nakledilen hadislerin Kuran’la, mantıkla ve kendi içlerindeki çelişkisini ise 6, 7 ve 8. bölümlerde görerek; sonuca bakıp, Kuran dışında başka kaynak aramanın felaketine şahitlik edeceğiz. “Sünnet” kavramını ise 16. bölümde ayrı bir başlıkta ele alacağız.
PEYGAMBERİMİZ’İN HADİSLERİN YAZILMASINI YASAKLAMASI

Hadisleri incelemeye Peygamberimiz’in dönemine giderek ve sonra yavaş yavaş kendi dönemimize gelerek başlayalım. Peygamberimiz’in hadis yazımına izin vermediğini, kendi sözlerinin yazımını yasakladığını hadisçiler bile kabul etmektedir. “En doğru” kabul edilen dokuz hadis kitabından ikisi olan Müslim’de ve Hanbeli mezhebinin kurucusu İbni Hanbel’in Müsned’inde şu hadis rivayet edilerek, Peygamberimiz’in, kendi sözlerinin yazımını yasakladığı kabul edilir. “Benden Kuran dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kuran dışında bir şey yazmışsa imha etsin.” (Müslim, Sahihi Müslim, Kitab-ı Zühd; Hanbel, Müsned, 3/12, 21, 33) Darimi’deki hadis ise şöyledir: “Sahabe Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler. Ancak onlara izin verilmedi.” (Darimi, es-Sünen) El Hatib’teki hadis şöyledir: “Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve ‘Yazdığınız şey nedir?’ dedi. ‘Senden işittiğimiz hadisler’ (sözler) dedik. Hz. Peygamber; ‘Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.’ dedi” (El Hatib, Takyid) Tirmizi’den de bunu öğrenebiliriz: “Allah elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.” (Tirmizi, es-Sünen, K. İlm)
Hadisleri inceleyen kitaplarda olsun, hadislerin dinin kaynağı olduğunu iddia eden kitaplarda olsun, Peygamberimiz’in kendi sözlerinin yazımını yasakladığı aktarılır ve bunun hadislerle Kuran’ın karışmaması için olduğu söylenir. Oysa Ehli Sünnet mezheplerin yaklaşımını savunanlara göre hadislerden de aynı Kuran gibi dini hükümler çıkartılmalıdır. Yani hadisler de Kuran gibi dinin kaynağıdır. Peki dinin kaynaklarından biri de hadisler ise Peygamberimiz nasıl olur da hadis yazımını yasaklar; insanların dini eksik öğrenmelerini, kendi sözlerine yalan katılmasını, sözlerinin bir kısmının unutulmasını göze alır? Kuran’da kalemle yazı yazmaya dikkat çekilir; vasiyetin, borcun yazılması söylenir. Yazıya Kuran’da böylesi bir önem atfedilmişken eğer hadis kitaplarının aktardıkları da dinimizin ana kaynağıysa yazılmamalarına izin verilmemesi nasıl mümkün olur? Dikkat edin Peygamberimiz’in hadislerinin (sözlerinin) yazılmasını teşvik etmemiş olması bile ehli hadis anlayışı açısından sorunludur fakat aktarımlarda bundan çok daha fazlası, Peygamberimiz’in üstelik bunu yasakladığı ifade edilmektedir.
Eğer Peygamber dinin bir kaynağının kayda geçmiş olmasını engellemişse, dinin tam ve eksiksiz bir şekilde öğrenilmesini de engellemiş olmaz mı? İlerleyen sayfalarda göreceğimiz gibi birçok hadis uydurulmuştur. Eğer hadisler dinin kaynağı olsaydı, Peygamberimiz onları yazdırır ve şu anda olduğu gibi hadislerin içine on binlerce yalan karışmasını önemli ölçüde önlemiş olurdu. Oysa Kuran ayetleri Kuran’ın din adına yeterli ve tek geçerli kaynak olduğunu söylemektedir. Bunu da en iyi anlayan şüphesiz Peygamberimiz Hz. Muhammed’dir. Görüldüğü gibi Peygamberimiz’in sünneti (davranış tarzı); hadislerin Kuran’a ilaveler yapan kitaplar olarak yazılması değil, hiç yazılmamasıdır. Peygamberimiz hadis yazdırmamakla kalmamış, üstelik bunu yasaklamıştır. Öngörü sahibi Peygamberimiz; insanların detaysever, Peygamberleri ilahlaştırıcı, mezheplere bölünmeye müsait karakterlerini bildiğinden, bunlara yol açacak fiillerden sakındırmıştır. Bugün gelinen nokta Peygamberimiz’in öngörüsünü bir kez daha takdir etmemizi gerektirmektedir.

HADİSLERİN SAYISAL ÇOKLUĞU

Ahmed Emin, hadis uydurmacılığının boyutlarını gösteren şu zekice tespiti yapar: “İlginçtir ki eğer hadisleri açıklayıcı bir şekilde ele alacak olsak piramit biçiminde olduklarını görürüz. Piramitin tepesi Allah’ın elçisinin dönemi olup aşağıya indikçe piramitin eni artmaktadır. Piramitin temeline vardığımızda Peygamber döneminden ne kadar geniş olduğunu fark ederiz. Hâlbuki makul olan tersidir. Çünkü Peygamber’in yanında olanlar hadisleri (Peygamber’in söylediklerini) en çok bilenlerdi. Sonra onların ölümüyle hadisleri bilenlerin sayısı azalacak ve bu şekilde üstteki piramit ters şekilde gelişecekti. Ama bizler Emevi dönemindeki hadislerin, bu dönemdekilerden daha kabarık olduğunu görüyoruz.” (Ahmed Emin, Duhaul İslam) Bazı hadis bilginlerinin iddiasına göre iki milyon hadis vardır. “En doğru” hadis kitabının derleyicisi olarak gösterilen Buhari’nin kitabındaki hadisleri 600 bin hadis arasından, Müslim’in ise 300 bin hadis arasından seçtikleri söylenir. Ebu Davud’un kitabındaki hadisleri 500 bin hadisten, mezhep kurucusu olan Malik’in Muvatta’sını 100 bin hadisten, İbni Hanbel’in ise Müsned’ini 750 bin hadisin arasından seçtiği söylenir. Peygamberimiz’in aşağı yukarı 23 yıl Peygamberlik yaptığını esas alır ve miladi takvime göre hesaplarsak, yaklaşık 23×365=8395 gün Peygamberlik yapmış olur. Toplam iki milyon hadis olduğu söylendiğinde, Peygamberimiz’in Peygamberlik yaptığı her gün başına 200’den fazla hadis düşer. Herhangi bir kişiye bir yıl önce en çok beraber vakit geçirdiği kişinin; babasının, çocuğunun, karısının veya kocasının hadislerini (sözlerini) ve yaptıklarını yazmasını söyleyelim. Aradan bir yıl geçmesine rağmen yazılan adetleri gördüğümüzde, Peygamberimiz’in vefatından iki yüzyıl sonra, gün başına iki yüz adet rivayet edilen sözlerin, toplam sayısından bile bunların içinde ne kadar çok yalan olduğunu anlayabiliriz. Tüm bu hadis kitabı yazarlarının tüm bu hadisleri ezbere bildikleri ve kendilerince en doğru gördükleri hadisleri seçtikleri söylenir. Hadisçilerin kaç hadis bildiklerini söyleyebilmeleri için tüm hadisleri bir yere yazıp saymaları gerekirdi, yoksa kimse ezbere 600 bin hadis bildiğini iddia edemez. Türkçe konuşan bir topluluğa kaç tane kelimeyle Türkçe konuştuklarını soralım, çoğu kimsenin tam cevap veremediğini görürüz. Sayı 600 bin gibi rakamlara tırmandığında insanın ezberindekini sayması ise imkansızlaşır.

HADİSLER DİNİN KAYNAĞI OLSAYDI DİNİMİZ EKSİK OLURDU

Müslim sahih olan, yani kesin doğru olduğu kanaatine vardığı her hadisi kitabına almadığını söyler (Müslim, 1. cilt). Müslim’in mantığına göre hadisler dinin kaynağıdır fakat kendisi her doğru bildiği hadisi kitabına almaz. Yani bu mantığa göre dinimiz eksiktir. Müslim’in atladığı bir hadisi, başka birinin atlamadığının garantisi olmadığına göre, geleneksel Ehli Sünnet yaklaşım, kendi kendini eksik ilan eden bu izahı kaynaklarında taşımaktadır. Hadisler dinin kaynağıdır diyen Buhari 600 bin hadis bilip 6000-7000 tanesini yani % 1’ini kitabına yazmıştır. Geriye kalan % 99’u ise bunlara ihtiyacımız olmadığına veya bunların güvenilir olmadıklarına kanaat getirip kitabına almamıştır. Nitekim Buhari, kitabında, sırf kitap uzamasın diye kitabına almadığı sahih hadis sayısının kitabına aldıklarından çok olduğunu söylemiştir. Eğer hadisler dinin kaynağı olsalardı; biz tamamen Buhari’nin insafına ve seçme yeteneğine kalmış olacaktık. Eğer dinin eksiksiz olması için hadisler gerekli olsaydı; % 99’luk kesimde, gerekli olan hadislerin olmaması imkânsız olduğuna göre, hadisleri dinin kaynağı kabul eden zihniyeti dikkate alırsak, dinimiz geri dönülemeyecek ve düzeltilemeyecek şekilde eksik olacaktı. Buhari öldüğüne ve bize ulaştırmadığı, yazmadığı % 99’luk kesimi bildiğini iddia edebilecek kimse olmadığına göre, biz eksik bir dinin üyeleri olmuş olacaktık.
Buhari’nin 600.000 hadis bildiği iddiasını da ayrıca ele alalım ve bu iddianın ne kadar güvenilir olduğunu da irdeleyelim. Buhari’nin hayatında hiçbir iş yapmadığını, hiç uyumadığını ve her hadisin doğruluğunu, yani nakil zincirinin sağlamlığını anlamak için her hadise iki saat ayırdığını düşünelim. Sırf bu süre 130 yıldan fazladır. Oysa bazen sırf bir hadisin bir zincirinin bir halkasının sağlamlığının anlaşılması için günlerce seyahat edildiği iddiasını düşünürsek, Buhari’nin bildiği tüm hadislerin doğruluğunu test etmesi binlerce yıla bile sığmazdı. Kısacası Buhari’nin ve diğer hadisçilerin, yüz binlerce hadis bildikleri ve tüm bu hadislerin sağlamlığını test edip, içlerinden en sağlamlarını seçtikleri iddiası akıl dışıdır.
Kuran, başı sonu belli olan bir kaynaktır. Oysa “Bir tane duydum”, “Bir tane de şu var…” diyerek, hadis nakilcileri hadisleri çoğaltmışlardır. Hadislerin içine çok uydurma girmesinin en büyük sebeplerinden biri, hadislerin başı ve sonu belirsiz bir kaynak oluşudur. Allah’a şükür ki Allah bizi Kuran dışında başka kaynağa muhtaç kılmadı. Biz de Allah’ın bu lütfu sayesinde eksiksiz, tastamam bir dinin üyeleriyiz. Farkında olarak veya olmayarak, bizi eksik, belirsiz ve çelişkili bir dine mensupmuşuz gibi gösterenlerin; Peygamberimiz’e göndermeler yaparak meşrulaştırmaya çalıştıkları ve Kuran’ın önüne koydukları bu uydurmalarla dolu hadisleri Kuran’ın önünden kaldıralım ki, çelişkisiz ve tastamam dinimizin biricik kaynağı olan Kuran bizi aydınlatsın.

YAZILMASI YASAKLANAN HADİSLER NASIL KİTAPLARA DÖNÜŞTÜ?

Peygamberimiz’in hadis yazımını yasaklama yönündeki tavrı, Peygamberimiz’in vefatından sonra dört halife tarafından da; yani Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali tarafından da devam ettirildi. Dört halifenin hadis yazma girişimlerini nasıl engellediklerini, yazılan hadisleri nasıl yaktıklarını kitabımızın 11. bölümünde ayrıntılarıyla göreceğiz. Peygamberimiz döneminde olan olaylara şahitlik edenlerin bunları anlatması, Peygamberimiz ile sohbet edenlerin bu sohbetlerdeki konuşmaları birbirlerine aktarmaları gayet doğal ve sıradan bir olay gibi görülebilir. Oysa sahabelerin, Peygamberimiz’den bir şey duyduğunu iddia edene şahitlerini sormaları ve tüm bu sohbetlerin yazımını yasaklamaları; Peygamberimiz’deki basiretin, kendisinden sonra da devam ettirildiğini, ileri görüş ile hadislerin dini nasıl dejenere edebileceğini ve yüzeysel bir bakışla doğal olarak algılanabilecek bir davranışın aslında ileride nasıl bir felakete yol açacağını tahmin ettiklerini gösterir. Dört halife, doğruluğunu kendilerinin bildikleri birçok Peygamber sözünün yazımına Peygamberimiz’in vefatından hemen sonra bu sözler zihinlerde henüz tazeyken dahi izin vermediler. İzin verildiğini iddia eden olursa “Hani, bu dönemde yazılı olan kitap(lar) nerede?” diye sorun, hiçbir şey gösteremediklerini göreceksiniz.
Harevi şöyle der: “Ne sahabe (Peygamber’i görenler) ne de tabiun (Peygamber’i görmeyen ama sahabe görenler) hadisleri yazıyorlardı. Ama söz olarak aktarıyorlardı. Basit yazılı birkaç metnin dışında bunun bir istisnası yoktur. İlmin kaybolup, ulemanın ölüp gitmesinden korkulunca Ömer bin Abdülaziz, Ebu Bekr el Hazm’a bir mektupla hadisleri araştırıp, yazmasını emretti.” Yeni halife Yezid bin Abdülmelik ise Ömer bin Abdülaziz ölünce Ebu Bekr el Hazm’ı ve onunla çalışanları bu görevden aldı. Sonra gelen Halife Hişam, ez Zuhri hadislerini ilk toplayan kişi olarak kabul edilir. Mahmud Ebu Reyye tüm bu gelişmeleri ayrıntılarıyla anlatırken baskı ortamına da değinir: “Hadislerin toplanmasıyla emrolunan tabiun bunu ancak baskı altında kabul etmişlerdir. Zira yaşanan tarz ve sahabenin hadisleri toplamaması, onları böyle bir şeye girişme hususunda oldukça sıkıntıya sokuyordu. Ez Zuhri’nin şu sözü nakledilmiştir: Biz hadisi yazmaktan hoşlanmıyorduk. Ne var ki o yöneticiler bizi buna zorladılar.” (Mahmut Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması)
Oysa geleneksel Ehli Sünnet görüşü benimseyen hadisçiler, Emevi dönemini bile düzenli bir tasnif dönemi olarak kabul etmezler. Bu dönemde, var olan yazmalarda hadis, fıkıh, şiir, haber gibi farklı farklı konular, doğruluk derecesi irdelenmeden karışık bir şekilde yazılmıştır. Gazali (Peygamber’den sonraki ikinci kuşağın) hadis yazımını kötü gördüğünü ve kendileri gibi sonrakilerin de ancak hadisleri ezberlemelerini söylediklerini nakleder. (Gazali, İhyayı Ulumiddin, 1. cilt) Hadislerin ayrı ayrı ele alınıp, bu konuda müstakil eserlerin verilmesi ilk olarak Abbasiler dönemindedir. Hicri ikinci asrın sonlarında elimize geçen bu tarzdaki tek çalışma Maliki mezhebinin kurucusu Malik’in Muvatta’sıdır. (İbni Ferhun, ed Dibae el Muzehheb kitabında; Malik’in Muvatta’da on bine yakın hadis topladığını, bu hadisleri gözden geçirip her sene içinden ayıkladığını, sonunda çok az kaldığını, biraz daha yaşasa hepsini atabileceğini anlatır.) Hemen ardından Hanbeli mezhebinin kurucusu İbni Hanbel’in Müsned’i gelir. Hicri 241 yılında vefat eden Hanbel’in kitabına da Muvatta’ya da “sahih” ve “zayıf “ayrımları yapılmadan (hadisler doğru olma ihtimaline göre kategorileştirilmeden), o günlerdeki rivayet selinin içinde sürüklenen her şeyin, ciddi bir ayrım yapılmaksızın girdiğini görüyoruz.
Hicri üçüncü yüzyılda yaşayan Buhari’den önce hadisleri doğruluk derecelerine göre ayırma çabası dahi olmamıştır. “Sahih” ve “zayıf” şeklinde hadisleri ayırma çabası Buhari ile başlar. Hadisler incelendiğinde, bu çabanın gerekli sonucu vermediği anlaşılır. Meşhur altı tane hadis kitabının -kütübü sitte- yazarlarından Buhari hicri 256’da, Müslim 261’de, Tirmizi 279’da, Ebu Davud 275’de, Nesai 303 yılında, İbni Mace 273’de vefat etmişlerdir. Şiilerin hadis kitapları ise farklıdır ve Sünniler de Şiiler de birbirlerinin hadis kitaplarını geçerli kabul etmezler. Şiilerin hadis kitaplarının oluşumu daha da ileri tarihlere denk gelir. Meşhur Şii hadisçilerinden Kafi hicri 329’da, Babeveyh 381’de, Muhammed Hasan Tusi 460’da vefat etmiştir.
Örneğin Osmanlı padişahı 2. Mahmut’un söylediği iddia edilen bir söz, hiçbir tarih kitabında kaydedilmemiş olsaydı ve sırf kulaktan kulağa iletilme yoluyla günümüze gelseydi, bu söze ne kadar güvenebilirdik? Üstelik bu sözün, sadece bir kişiden, o bir kişinin başka birinden, onun da birinden… şeklinde 2. Mahmut’a kadar tek bir zincirle bize ulaştırıldığı söylenseydi, bu söze kim inanırdı? Oysa 1839’da vefat eden 2. Mahmut’tan günümüze kadar geçen süre, Peygamberimiz’in vefatıyla meşhur kütübü sitte hadis kitapları arasında geçen süreden çok daha azdır. Kimi meşhur hadis kitaplarının yazıldığı zaman ile Peygamberimiz’in vefatı arasında geçen süre ise bu sürenin iki katından da fazladır. 5. bölümde göreceğimiz birçok sebepten dolayı en meşhur hadisçiler kitaplarını derlediklerinde, on binlerce hadis ayıklanamayacak şekilde uydurulmuş bulunuyordu. Bu hadis kitaplarının Kuran, mantık ve diğer hadislerle çelişen birçok hadisi içermeleri ve hem yöntemleri, hem naklettikleri hadislerle kendi aralarında da çelişmeleri, Kuran dışında başka kaynak aramanın felaketini gözler önüne sermektedir. Daha evvel bahsettiğimiz piramit, bu kitaplar yazıya geçtiğinde uydurmalar ile genişlemişti.

SAHABENİN HATASIZLIĞI İDDİASININ HADİS NAKLİNDEKİ ZARARLARI

“Sahabe” ifadesi; Peygamberimiz ile hiç konuşmasa bile Müslüman olarak -uzaktan dahi olsa- Peygamberimiz’i gören herkes için kullanılmaktadır. Buhari’nin yaptığı bu tanım genel kabul görmüştür. Meşhur hadis kitaplarında, “cerh ve tadil” adı altında hadis nakleden kişilerin doğru sözlülüğünün, hafızasının, inancının sorgulandığı ifade edilir. Oysa Hicri 3. asra kadar “ben şundan, şu bundan, bu ondan duydu” diye yapılan nakillerdeki, aradaki tüm “bu, şu ve o”ların binlercesinin dürüstlüğü, hafızası ve diğer özelliklerinin sınanmasına kimsenin ömrü yetmez. Ebu Şame bu hususta şöyle der: “Hadis nakledenler hakkındaki görüşler o kadar farklılık kazanmıştır ki, tek bir nakilci bazılarına göre müminlerin emiri, bazılarına göre ise insanların en yalancısı olarak nitelenebilmiştir.” Örneğin İkrime, Buhari ve meşhur birçok hadisçiye göre çok itibarlı bir nakilci iken, Müslim’e göre yalancıdır. Bunun örnekleri çoktur. Fakat örnekler içinde kanaatimizce en ilginç olanı geleneksel anlayışın en meşhur hadis kitabının yazarı Buhari’nin, en yaygın mezhebin başı Ebu Hanife’yi “gayri-sika” yani “güvenilmez” ilan edip, ondan tek bir hadis dahi nakletmemesidir. En ünlü hadisçiye göre en ünlü mezhebin kurucusu güvenilmezdir fakat geleneksel taklitçi zihniyete göre bunlar “en güvenilir, en mübarek” iki kişidir. Cerh ve tadildeki, yani hadis nakledenlerin güvenilirliği hakkındaki tartışmalarda çelişkili izahlar en az hadislerdeki çelişkiler kadar çoktur. Bunların çoğunun gereksiz ve sıkıcı olmasından dolayı daha fazla detaya girmiyoruz.
Tüm bu hadisler, önce nakil zincirlerinin sonunda sahabeye atfedilir, daha sonra Peygamberimiz’den duyulduğu ifade edilir. Sahabelerden sonraki kişiler, bir sonuç alınamasa dahi, hiç olmazsa tartışma konusu olmuşlardır. Oysa sahabe isimleri geçince, sahabeden duyulan söz, sahabe olduğu söylenen kişinin kim olduğuna bakılmadan doğru kabul edilir. Kuran’ın hiçbir yerinde Peygamberimiz’i her görene güvenileceğine dair bir izah yoktur. Bilakis Peygamberimiz’in etrafındaki “Müslümanım” diyenlerin bir kısmı Kuran’da eleştirilir. Münafıkların (ikiyüzlülerin), Müslümanların arasına girdiği de Kuran’da belirtilir. 9-Tevbe Suresi 101. ayette; Peygamberimiz’in dönemindeki ikiyüzlülerin hepsini Peygamberimiz’in bile bilmediği söylenir. Peki, Peygamber’in bile bilmediği ikiyüzlüleri (münafıkları) hadis imamları nasıl bilmişlerdir? Hadis naklettikleri kişilerin bu bahsedilen münafıklardan biri olmadığını nasıl iddia edeceklerdir? Yoksa Kuran’da, Peygamberimiz’in hayattayken bilemediği söylenilen kişileri, bu mezhep imamları, bu kişiler öldükten 200 yıl sonra mı bilebiliyorlar? Peygamberimiz’in vefatından sonra sahabelerin bir kısmının diğerleriyle savaşı, birbirlerini kafirlikle ithamları da her sahabe olduğunu söyleyene güvenilemeyeceğini gösterir. Oysa sahabeyi tartışmasız doğru kabul eden zihniyet, sahabeyle aralarındaki zincirlerde birçok yanlış ve birbirleriyle çelişkili değerlendirme yaptıkları gibi, sahabeyi toptan doğru kabul edip de hata yapmışlardır. G.H.A. Juynboll’un dikkat çektiği gibi, eğer tüm sahabenin güvenilir olduğu iddiasının yanlışlığı kanıtlanırsa, bütün hadis mantığı çökecektir. 12. bölümde bazı hadis uydurucularını incelerken, bu konuyu detaylı bir şekilde irdeleyeceğiz.

MANA İLE HADİS NAKLİNİN GETİRDİKLERİ

Hadis nakil sürecinde hadislerin; hem metin, hem nakil zincirleriyle ezberlenip, yüzlerce yıllık süreçte dağ, tepe ve çöl arasında, kulaktan kulağa seyahat ettiğini unutmayalım. Daha evvel saydığımız hadislerin kasıtlı uydurulma sebeplerini, hadis nakil zinciri olmayan hadislere nakil zincirlerinin uydurulduğunu yok saysaydık, tüm hadis zincirlerinin doğru, tüm hadis nakilcilerinin iyi niyetli olduğunu varsaysaydık bile hadisler güvenilir olamazdı.
Hadisler konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan halktan büyük bir kesim, hadislerin Peygamberimiz’in ağzından çıktığı şekilde kelimesi kelimesine bize ulaştırıldığını zannederler. Hadislerin içinde doğruyla yalanın karışmış olması bir yana, hadislerin Peygamberimiz’in ağzından çıktığı şekliyle bize ulaştırıldığını hadisçiler bile iddia etmez. Buhari başta olmak üzere birçok hadisçi, hadisin manasının korunmasının yeterli olduğunu, asıl metnin ezberlenmesinin şart olmadığını ifade etmişlerdir. Bu ise hadislerin içine birçok kimsenin kendi görüşünü sokması, tam anlayamadığı halde anlayamadığını anlamayanların, hadis metnini bozup manayı da bozmaları gibi sonuçlar doğurmuştur. Her nakilci, hadisin metnini akılda tutabilecek güçte bir hafızaya sahip olmadığından aklında kaldığı şekliyle hadisleri nakletmiş, bu da dilden dile anlam kaymalarına sebebiyet vermiştir. Tüm bu sakıncalara rağmen Buhari ile en büyük iki Ehli Sünnet mezhep olan Hanefi ve Şafi mezheplerinin başları Ebu Hanife ve Şafi de mana ile rivayeti yeterli görmüşlerdir.
Peygamberimiz’in en geniş topluluğa konuştuğu anın Veda Hutbesi olduğunu ve burada yüz binden fazla kişinin bulunduğunu hadisçiler kabul eder. Yüz binden fazla kişinin şahit olduğu iddia edilen bu hutbenin ayrı ayrı metinlerde, nasıl farklı olduğunu görmemiz, mana ile hadis naklinin ve hadis uydurmacılığının, en sağlam hadis olması beklenen veda hutbesinde bile nasıl tahrifat yaptığını gösterir.
Hadisin başını sonunu duymamak da önemli mana kaymaları yapabilecek bir unsurdur. Ebu Hureyre’nin “Uğursuzluk üç şeyde olur; ev, kadın ve at” diye Peygamber’e hadis atfettiğini duyan Hz. Ayşe: “Allah’a yemin ederim ki Allah’ın elçisi bunu asla söylememiştir. O ancak şunu söylemiştir. Cahiliye ehli şöyle derlerdi: Uğursuzluk şu üç şeyde olur; ev, kadın ve at.” Görüldüğü gibi Hz. Ayşe’ye atfedilen ve Ebu Hureyre’ye yapılan bu itiraz; “mana ile hadis nakli mümkündür” deyip başını, sonunu, durum ve şartları nakletmeden yapılan hadis rivayetlerinin yol açtığı felaketlere bir örnektir.
Saydığımız tüm bu koşullardan dolayı, hadisçilerin benzer ölçülerle hadis toplayanları bile birçok hadiste ihtilaf etmişlerdir. Buhari’nin birçok hadisi Müslim’e göre yanlış, Müslim’in birçok hadisi de Buhari’ye göre yanlıştır. Hele dört mezhebin kurucuları Ebu Hanife, Şafi, Malik ve Hanbel’in hadisleri değerlendirmelerinde “sahih, zayıf, hasen” tipinde kategorik ayrımlar da yoktur. Dört mezhebin imamları, kendi akıllarına yatan hadislerle, “kütübü sitte”yi (altı meşhur hadis kitabı) yazan hadis imamlarının ölçülerine uymaksızın, mezheplerini kurmuşlardır. Bunlardan en büyük mezhebin kurucusu Ebu Hanife; “hadis bilgisinin zayıflığı ve hadisi de bir kenara bırakıp kendi görüşünü (reyi) ön plana çıkarması” yüzünden, başta Buhari olmak üzere hadis imamlarınca şiddetle eleştirilmiş ve sözüne güvenilmez bir kişi olarak ilan edilmiştir.

insanlık sona ereceyi günler

Anadolu da kırsal kesimde köylüler erken yatarlar çünkü sabah kalkıp çalışacaklar. Böyle bir karı koca yatıyor kadın kocasının uyumasını bekliyor çünkü kadının gönlü başka  bir adam da gönül bu, kaçacaklar köyden. Kocası uyuyunca sessizce pencereden kaçıyor kadın, aşığı onu bekliyor ağaç da ağacın altın da karanlık da, koşuyorlar. Köy, düşünsenize arkadan neler kovalıyor. Namus belası, töre cinayetleri hepsi kovalıyor onları. O nasıl bir kaçıştır öyle nefes nefese iki aşık. Bir ara duruyorlar soluklanmak için kadın bunu fırsat biliyor diyo ki; ya evden çıktığımdan beri ayakkabımın içinde bir şey beni rahatsız ediyor şunu çıkarayım bari.
 
 Ayakkabısını çıkarıyor kadın elini içine atıyor bakıyor bir tomar para geride bıraktığı kocası herşeyin farkında adam diyor ki; ya bu kadının bende emeği var çamaşırlarımı yıkadı yıllarca, bana çorba pişirdi, yıkanırken sırtımı sabunladı bende emeği var yaban elde muhtaç olmasın. Bütün birikimini kendinden giderek uzaklaşan o kadının ayakkabısının içine koyuyor. Bende emeği var... 
Hani hep derler ya kitap okuyun kitap okuyun adam olmak insan olmak kitap okumaktır. Aslında en büyük kitap nedir biliyor musunuz insanın gönlü gönlünüzü okuyabiliyorsanız siz her şeyi oldunuz demektir. İşte bu öykü de geri de bırakılan adam hayatı boyunca bir kitap bile okuyamadı çünkü gözleri görmüyordu. 
 
O AŞIK VEYSEL'di...

ayete göre dinimiz

DİNİN KAYNAĞINI BELİRLEMEK Kuran’ın, dinin tek kaynağı olduğu gösterildikten sonra din adına yöneltilen soruların cevapları, delilleri Ku...